uzun ve yorucu olan 2007-2008 eğitim ve öğretim dönemini de bin bela güçlükle atlatmış bulunmaktayım. geçen senelere nazaran daha az okumama rağmen fikirlerimin daha çok geliştiğini farkettim. bunda sevdiğim öğretmenlerin ve yaptığım ödevlerin etkisi oldu sanıyorum.tanııyanlar bilir cemile hoca ne etkileyici bir insandır ve sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi alanlarla ilgli olduğu gibi hayata bakış açımızı nasıl bu yönlerde geliştirir.bir de şehir sosyoloji dersinde yaptığımız alan araştırması ödevleri var. tarlabaşında yaptığımız anketler ve mekik göçü ile ilgili inceleme yaptığımız Laleli'de edindiğim deneyimler cidden hayata bakışımı değiştirdi. değiştirdi derken değişimin çift yönlü olduğu aklıma geldi artı yön eksi yön falan... şöyle ki baktığımı daha derin görmekle beraber artık hayretlerim daha azaldı ve donuklaştım yaşananlar karşısında. çok değişik insanları çok değişik hayatları değişik fikirleri gördüm ve herkes hayatta nasıl tutunuyor vs. daha kafam oturmadı ama kafamın oturmasını bekleyemem kafamı oturtmaya da hiç niyetim yok. değişim çok güzel. farklı şeyleri öğrenip ona göre şekillenmeye çalışmak,çok düşünmek ama aslında belli bir şeyi düşünmemek,karar vermeden düşünmek...bazen kafa karşıklığına sebep oluyo ve kararsız bi kişilik imajjı oluşturuyo ama kötü bir fikir sahibi olup onu kafamda oturtup ona göre hayatıma şekil vermektense kararsız kişilik olmayı yeğlerim doğrusu.kemik kafaları sevmiyorum bu yüzden.bu kemik kafayı daha sonra başka bi yazıda geniş bi şekilde anlatabilrim. belki üstüne bir öykü de yazabilirim. şöyle palto gibi
tatil olunca rahat bir nefes alacağımı düşünüyordum tatil olduğu gün dedem istanbula geldi. 3 haziranda yani. sonraki 3 gün içerisinde hastaneye yattı. daha sonra by pass ameliyatı oldu. çok korkuyordum ama atlattık çok şükür. bu yüzden sağlık sorunlarına kafa yorma dönemini atlattım ve farklı şeyler kafamı yormaya başladı. anne tarafımın ne kadar kapital olduğu gibi.
bu kapital kelimesi ne kadar iğrenç geliyor gözüme anlatamam.öyle iğrenç geliyo ki. eskiden annem tarafını burjuvalara benzetirdim. derslerde öğretilen burjuva tabiri hep aklıma anne tarafımı annemin eski hayatını canlandırtırdı bana. geniş araziler, saat&gözlük tüccarlığının getirdiği zenginlik ve ailenin kalabalıklığıyla ve zenginliğin getirdiği bir ünvan,bir nevi "soylu" kesim.annem derdi ki eskiden herkes lastik ayakkabı giyerken bizim deri çizmelerimiz vardı, bunu övünerek derdi ama benim içime bi tiksinti gelirdi. aman ne büyük bir övünç kaynağı derdim içimden.işte bu annemin anlattığı aile büyüdü,büyükleri öldü zamanla miras bölünemedi dayım sayesinde bu sene anca bölüebildi ve saire. ama zenginlik topraklarla değil daha çok ticaretle arttı. sonra zengin aileler, çocuklarını da okuttular ve böylece okumuş zenginler oldular. benim kuşak ve 70lerin sonu ve 80ler kuşağından bahsediyorum okudu büyük adam oldu. bir uzak kuzen-annemin kuzeninin oğlundan bahsediyorum- istanbulda bir güvenlik şirketinin genel müdürü müdür nedir. onun ablası bilmem nerede avukat önce adidastaydı biz çok övünürdük sonra adidası beğenmedi IBM midir nedir bi yerde en son.başka bir kuzenin çocuklarının biri endüstri ürünleri tasarımcısı,kardeşi iç mimar, bi kardeşi işletmeci.neyse böyle devam ediyo. demek istediğimi de unuttum neyse dedemin burada ameliyat oluşuyla tüm akrabalar hastanede buluşmuş oldu. böylce uzaktan tanıdığım insanlarla daha fazla vakit harcamış oldum ve daha fazla tanıma fırsatım oldu.annemin de diğer kuşağın annelerinin de birbirlerinden farkı yok,hepsi okuttuğu çocuklarıyla övünme peşinde...adam etmişler ya pazarlıyacaklar yoksa niye adam ettiler. acaba diyorum okumasaydım annem onlarla ne konuşacaktı:) utancından ölürdü alimallah.gene okuyan çocuklarla övünmek katlanılır birşey olabilir. sanki katlanmadığım bir şey varmış gibi söyledim. bakıyorum evet katlanamadığım şeyler vardı da kesin net olarak anlatamıyorum genel olarak hava güzel değildi. ne bileyim fazla kapitaldi.örnek bekir amca diye bir amca var annemin kuzeni olur kendisi bizim güvenlik şirketi genel müdürü furkan abinin markalı saatini kıskanmış geldiğinde bunu belirtti. ertesi gün geldi gene ziyarete.sonra giderken tuttu kolunu uzattı furkan abiye.bak furkan saatime,senden gördüm daha büyüğünü aldım dedi. ne görgüsüzlük ya rabbim. koskoca herif hem de. furkan abi de yanaştı koluna neredeyse saatin içine gircekti. markasını okudu.sonra dedi ki kim bilir ne kadar para vermişindir boşu boşuna ben bu markanın güvenlikçilerini veriyordum bikaç sene önce ,sana indirimli yapardım bişeyler. bekir amca da dedi ki o zaman indirim bahane maksat ... nokta nokta doldur işte. kıskanmışmış.furkan abi de dedi ki sen böyle benle yarışa gidersen batarsın benim evde bunun gibi 60-70 saatim var... diyaloğun böylesi. ne büyük bir tüketim toplumunda yaşıyoruz. aynı furkan abi bir de planlamacı bir arkadaşından bahsediyordu. kızcağız kocasından ayrılmış çocuğu varmış 2500 liraya çalışıyomuş sürünüyomuş...2500 liraya sürünüyomuş biz o zaman yerin dibinde yaşıyoruz dedim içimden. yerin dibi bu kadar güzelse ben yerimden memnunum dedim içimden ama bu körlere yazık diyorum . tarlabaşında yaptığım anket geldi aklıma 450 liraya aile geçindirenler geldi. sonra hiç geliri olmayan mustafa amca geldi. iyi kötü yaşıyordu. bir de bi soru vardı rahat ve mutlu yaşayabilmek için gelirinizin ne kadar olmasını isterdiniz diye.1000 lirayı yeterli görenler...bu tarafta 2500 lirayı küçümseyenler.bilmiyorum iki tarafı da görebilmek güzel mi kötü mü birşey. biraz rahatsızlık verici birşey. rahatsızım bu dünyada. düzeleceğini de sanmıyorum.rahatsızlığım geçmeyecek herhalde bir tarafa geçip diğer tarafa gözümü kapatmadığım müddetçe.
Posted at 11:49 pm by
milenajesenska