Wednesday, June 11, 2008
kapital

uzun ve yorucu olan 2007-2008 eğitim ve öğretim dönemini de bin bela güçlükle atlatmış bulunmaktayım. geçen senelere nazaran daha az okumama rağmen fikirlerimin daha çok geliştiğini farkettim. bunda sevdiğim öğretmenlerin ve yaptığım ödevlerin etkisi oldu sanıyorum.tanııyanlar bilir cemile hoca ne etkileyici bir insandır ve sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi alanlarla ilgli olduğu gibi hayata bakış açımızı nasıl bu yönlerde geliştirir.bir de şehir sosyoloji dersinde yaptığımız alan araştırması ödevleri var. tarlabaşında yaptığımız anketler ve mekik göçü ile ilgili inceleme yaptığımız Laleli'de edindiğim deneyimler cidden hayata bakışımı değiştirdi. değiştirdi derken değişimin çift yönlü olduğu aklıma geldi artı yön eksi yön falan... şöyle ki baktığımı daha derin görmekle beraber artık hayretlerim daha azaldı ve donuklaştım yaşananlar karşısında. çok değişik insanları çok değişik hayatları değişik fikirleri gördüm ve herkes hayatta nasıl tutunuyor vs. daha kafam oturmadı ama kafamın oturmasını bekleyemem kafamı oturtmaya da hiç niyetim yok. değişim çok güzel. farklı şeyleri öğrenip ona göre şekillenmeye çalışmak,çok düşünmek ama aslında belli bir şeyi düşünmemek,karar vermeden düşünmek...bazen kafa karşıklığına sebep oluyo ve kararsız bi kişilik imajjı oluşturuyo ama kötü bir fikir sahibi olup onu kafamda oturtup ona göre hayatıma şekil vermektense kararsız kişilik olmayı yeğlerim doğrusu.kemik kafaları sevmiyorum bu yüzden.bu kemik kafayı daha sonra başka bi yazıda geniş bi şekilde anlatabilrim. belki üstüne bir öykü de yazabilirim. şöyle palto gibi tatil olunca rahat bir nefes alacağımı düşünüyordum tatil olduğu gün dedem istanbula geldi. 3 haziranda yani. sonraki 3 gün içerisinde hastaneye yattı. daha sonra by pass ameliyatı oldu. çok korkuyordum ama atlattık çok şükür. bu yüzden sağlık sorunlarına kafa yorma dönemini atlattım ve farklı şeyler kafamı yormaya başladı. anne tarafımın ne kadar kapital olduğu gibi. bu kapital kelimesi ne kadar iğrenç geliyor gözüme anlatamam.öyle iğrenç geliyo ki. eskiden annem tarafını burjuvalara benzetirdim. derslerde öğretilen burjuva tabiri hep aklıma anne tarafımı annemin eski hayatını canlandırtırdı bana. geniş araziler, saat&gözlük tüccarlığının getirdiği zenginlik ve ailenin kalabalıklığıyla ve zenginliğin getirdiği bir ünvan,bir nevi "soylu" kesim.annem derdi ki eskiden herkes lastik ayakkabı giyerken bizim deri çizmelerimiz vardı, bunu övünerek derdi ama benim içime bi tiksinti gelirdi. aman ne büyük bir övünç kaynağı derdim içimden.işte bu annemin anlattığı aile büyüdü,büyükleri öldü zamanla miras bölünemedi dayım sayesinde bu sene anca bölüebildi ve saire. ama zenginlik topraklarla değil daha çok ticaretle arttı. sonra zengin aileler, çocuklarını da okuttular ve böylece okumuş zenginler oldular. benim kuşak ve 70lerin sonu ve 80ler kuşağından bahsediyorum okudu büyük adam oldu. bir uzak kuzen-annemin kuzeninin oğlundan bahsediyorum- istanbulda bir güvenlik şirketinin genel müdürü müdür nedir. onun ablası bilmem nerede avukat önce adidastaydı biz çok övünürdük sonra adidası beğenmedi IBM midir nedir bi yerde en son.başka bir kuzenin çocuklarının biri endüstri ürünleri tasarımcısı,kardeşi iç mimar, bi kardeşi işletmeci.neyse böyle devam ediyo. demek istediğimi de unuttum neyse dedemin burada ameliyat oluşuyla tüm akrabalar hastanede buluşmuş oldu. böylce uzaktan tanıdığım insanlarla daha fazla vakit harcamış oldum ve daha fazla tanıma fırsatım oldu.annemin de diğer kuşağın annelerinin de birbirlerinden farkı yok,hepsi okuttuğu çocuklarıyla övünme peşinde...adam etmişler ya pazarlıyacaklar yoksa niye adam ettiler. acaba diyorum okumasaydım annem onlarla ne konuşacaktı:) utancından ölürdü alimallah.gene okuyan çocuklarla övünmek katlanılır birşey olabilir. sanki katlanmadığım bir şey varmış gibi söyledim. bakıyorum evet katlanamadığım şeyler vardı da kesin net olarak anlatamıyorum genel olarak hava güzel değildi. ne bileyim fazla kapitaldi.örnek bekir amca diye bir amca var annemin kuzeni olur kendisi bizim güvenlik şirketi genel müdürü furkan abinin markalı saatini kıskanmış geldiğinde bunu belirtti. ertesi gün geldi gene ziyarete.sonra giderken tuttu kolunu uzattı furkan abiye.bak furkan saatime,senden gördüm daha büyüğünü aldım dedi. ne görgüsüzlük ya rabbim. koskoca herif hem de. furkan abi de yanaştı koluna neredeyse saatin içine gircekti. markasını okudu.sonra dedi ki kim bilir ne kadar para vermişindir boşu boşuna ben bu markanın güvenlikçilerini veriyordum bikaç sene önce ,sana indirimli yapardım bişeyler. bekir amca da dedi ki o zaman indirim bahane maksat ... nokta nokta doldur işte. kıskanmışmış.furkan abi de dedi ki sen böyle benle yarışa gidersen batarsın benim evde bunun gibi 60-70 saatim var... diyaloğun böylesi. ne büyük bir tüketim toplumunda yaşıyoruz. aynı furkan abi bir de planlamacı bir arkadaşından bahsediyordu. kızcağız kocasından ayrılmış çocuğu varmış 2500 liraya çalışıyomuş sürünüyomuş...2500 liraya sürünüyomuş biz o zaman yerin dibinde yaşıyoruz dedim içimden. yerin dibi bu kadar güzelse ben yerimden memnunum dedim içimden ama bu körlere yazık diyorum . tarlabaşında yaptığım anket geldi aklıma 450 liraya aile geçindirenler geldi. sonra hiç geliri olmayan mustafa amca geldi. iyi kötü yaşıyordu. bir de bi soru vardı rahat ve mutlu yaşayabilmek için gelirinizin ne kadar olmasını isterdiniz diye.1000 lirayı yeterli görenler...bu tarafta 2500 lirayı küçümseyenler.bilmiyorum iki tarafı da görebilmek güzel mi kötü mü birşey. biraz rahatsızlık verici birşey. rahatsızım bu dünyada. düzeleceğini de sanmıyorum.rahatsızlığım geçmeyecek herhalde bir tarafa geçip diğer tarafa gözümü kapatmadığım müddetçe.

Posted at 11:49 pm by milenajesenska
Make a comment  

Sunday, February 17, 2008
fuck you

>Fuck the love that I was denied
>Fuck the tears that I cried
>Fuck all the trying that I tried
>Fuck you and the lies you lied
>
>Fuck the fact that there's no we
>Fuck the future we'll never see
>Fuck the past and it's memories
>Fuck you and the things we couldn't be
>
>Fuck the did's and the didn't do's
>Fuck what we had and you did lose
>Fuck the pain buried inside too
>Fuck you and the chances you blew
>
>Fuck the trust that wasn't given back
>Fuck the happiness that we lacked
>Fuck you and what you could not give back
>Fuck you and that's the end of that!
>
>That's it. We are done. You did that.
>


gördüğüm en etkileyici amatör şiir bravo bryan

Posted at 11:24 pm by milenajesenska
Make a comment  

Wednesday, February 06, 2008
başka bir günlük

artık günlük yazmaktan çok uzağım. en son üniversiteye başladığımda kendimi günlük yazmama konusunda ikna etmiştim, kitabımda da az yer kalmıştı zaten... ve ondan beridir çok az yazıyorum. mesela ilk defa bu yıl yılbaşında kendimi değerlendirdiğim bir yazı yazmadım, ve o yıl için planlarımı...her yıl yapardım hoş olurdu.bu yıl yapmadım, içimden geçse bile. ben şunu anladım günlükten vazgeçemiyorum,yazmadım ama eksikliğini nedense hep yaşadım...ara sıra patlamalar da oldu tabi, sonuncusuysa dündü. bu patlamaları sevmiyorum çünkü benim yazma sebebim iki türdendir, bir tanesi kendimi deşarj etmek, bir diğeri de içime sindiremediğim sığdıramadığım şeyleri dışa vurmak.işte dışa vuramadığım şeyleri yazarken bana haller oluyor. dün olduğu gibi...ağlayarak yazarım ve 2 saat sonunda gözlerim şişer.neyse ki bu anlık rahatlama verir. bu konuyu geçiyorum. kurt vonnegut okuyorum. temel tasarım öğretmenim oruç hoca verdi. neden bu hoca neden bu kitabı özellikle tavsiye etmedi de zorunlu kıldı düşüncesi kafamı kurcalayıp kitaba önyargıyla bakmama sebep oldu. kurt vonnegut'un nasıl bir adam olduğunu açıkçası bilmiyorum ama kendini sanatçıyım diye tanıtınca benim kafamdaki düşünceler aydınlandı...ben sanatçı insanları bazen sevmem. arkadaşlarım havalandığı zaman ya da bunun gibi durumlarda artiss diye de laf atarım. artist işte... bu artistlerin işi gücü yoktur tasarım yaparlar; iyi hoş güzel mükemmel,yanı sıra sanki dünyanın derdi onlarınmış gibidavranırlar. örneğin artisin teki hiç açlık yaşamamışsa,lüks bir dairede kalıyorsa lüks yaşam koşulları içinde yaşıyosa sonra da eşitlikçi bir söylemle toplumun önüne çıkıyosa bu bana terstir.çok ateşli birer eşitlikçi gibi davranırken toplum eşitsizliğinde pastadan hem büyük payı yeyip hem de sanki hiç o paydan yememiş gibi küçük paydan yiyenleri savunmak da nedir? ne tezattır?tıpkı converse giyip kominist parti eylemlerinde slogan atan türk gençliği gibi! tezattır yani. açamıyorum.. tabi ki sanatçılar doğru yolu bilmeli göstermeli ama tutarlı da olsalar daha tatmin edici olur. bu yüzden hocaya kitabı beğenmediğimi çünkü tarzım olmadığını yazdım. halbuki çok güzel yerleri de vardı. özellikle savaşlailgili kısımları. hemen söylemek istiyorum çok sevgili bush,özgürlük elden gidebilir korkusu ile ıraktaa nükleer bomba var şüphesi ile sadece şüpheyle yola çıkarak bir ülkeyi, kütüphanesini, çocuğunu genç nesilini herkesi mahvetti. buna yanıtı şuydu. öyleyse sokaktaki bir insanın size ateş etmesinden korktuğunuz anda siz ondan önce ona ateş ederek yok edin gitsin, gibi bir cümleydi tabi ki ben bu kadar berbatlaştırdım ama sanıyorum gayet anlaşılır. ne embesil ne moron bir zihniyet!!!! ki bu zihniyet bizimkilerde de var, örneğin başörtülülere üniversiteye girişte özgürlük getirilirse ya bizim başörtü takmama özgürlüğümüz engellenirse korkusuyla dün,ondan önceki gün hatta bugün çok sevgili küçük insanlarımız eylemler yaptılar:) ben buna ancak gülüyorum.ama içim de acımıyor değil. ne trajikomik!!!bugün hatta bu aralar çok canımı sıkan birçok olaylar oluyor...ama her defasında hayat güzel deyip geçmek istiyorum, zira hayat cidden güzel ve ben kafamdakileri anlamlandırmaya çalışıp anlamlandıramadığımda çıldıracakmış gibi oluyorum oyüzden geçiştirmem lazım,umarım bu geçiştirme safamda diğer insanlar anlamsız şeylerden vazgeçerler de benim çıldırmama gerek kalmaz.... bunun yanısıra hayatta güzel şeyler de var.ümit gibi mesela. ben kendimden ümitliyim ve birço k arkadaşımdan ümitliyim. okuduğum bölümden ümitliyim ve bana kazandıracağı şeylerden dolayı çok mutluyum.şehir bölge planlaması benim okuduğum okuyabileceğim en iyi en benim için olan bölümdü sanıyorum. bunu tercihlerimden önce bilemezdim ama Allah biliyordu ve bazı şeyleri O na bırakmanın ne kadar doğru olduğunu görüyor ve şükrediyorum. bölümüm cidden güzel bir bölüm ve sayısalın en sözel bölümü hep tekrar ettiğim bir sözdür!hayata daha da duyarlı bakıyorsam,kendimi topluma karşı daha da sorumlu hissediyorsam,bunda okuduğum bölümün büyük bir etkisi vardır.şimdi saat 3 ve benim 6 buçukta kalkmam gerekecek,yarınki derse yetişmem için. kendime söz verdim çalışkan öğrenci olacağım.bu yüzden yatmam gerek. bu yazı da böyle yarım olduama devam ederim. zaten pek okuyan bir kitlem de yok:)kendim bile sonradan ne yazdığımı okumuyorum:)neyse işte bu yüzden uyuyorum,ve tüm insanlara iyi uykular diliyorum,umarım yarın uyandıklarında sadece günlük uykularından değil, bilgisizlik uykularından da uyanmış olurlar,çünkü dünyada bilmediğimiz dolaplar dönüyor ve her bir şeyi öğrendiğmizde yaşamka önce ağır gelse de sonra sonra düzeltme umudu artıyor,tabi ki tek kişinin uyanmalarıyla değil,toplu bir uyanışla. yarın gün aydın demek dileğiyle

Posted at 2:07 am by milenajesenska
Make a comment  

Wednesday, January 03, 2007
yılbaşına yaklaşırken yazdığım bir yazı

2 ay olmuş yazmayalı.evrim geçirdim sanırım.ben,-büyük yazmalı,altını çizmeliyim.-BEN, 2 AYDIR!!! yazı yazmamışım.hem de ben.yazı yazmayınca hayat çabuk geçiyormuş,akıp gidiyor diyorlar ya işte öyle.yılın sonuna geldik. ilk defa bu yıl defteri bitireyim diye niyetlendim.her yıl bir deftere başlarım,hiçbir yıl bitiremem.ben yazmadan bir hiçim.şöyle oluyor daha doğrusu. yazıyorum... böyle içimi işler gibi oluyor,ya da kendimi şarjeder gibi.sonra kapatıyorum. şarjım bitene kadar yazısız yaşıyorum.yazmadığım müddetçe tükendiğimi hissediyorum.daha güçsüz oluyorum git gide,daha kırılgan; daha alıngan. yazınca rahatlıyorum. evet bu şarj kelimesi cidden oturdu,beğendim.şu an öyle boşum ki! aynı zamanda öylesine dolu.2006 yılında yaşadıklarımı hiçbir zaman tekrarlayamayacağım;biliyorum. kafam hiç bu kadar karışık olmamıştı.hiç bu kadar meşgul olmamıştım.hiç kimse beni sevmemişti;hoşlanmamıştı bile! şimdiyse bilmem ki noluyor.ben değişmedim,insanların bakış açıları değişti.
şunu öğrendim bu yıl.aslında kimse-hiç kimse- hiçkimseyi iyi tanımıyor.annem beni ne kadar tanıyor?ben onu ne kadar tanıyorum? peki babam beni ne kadar tanıyor?ya ben onu ne kadar tanıyorum? bilmiyorlar, hiç bir şeyi bilmiyorlar.içimdekileri kimse bilmiyor.ne hissettiğimi kimse bilmiyor.ne yaşadığımı da kimse bilmiyor.ne kadar uğraşırsan uğraş, kimsenin hayatını,içini, ruhunu, düşüncelerini bilemezsin; kendininkileri de kimseye gösteremezsin. hayat böyle işte.herkes yuvarlak ve kimse kesişmiyor.çok uyumluysan teğet geçiyorsun-teğet geçme maximum birliktelik ve paylaşım-ben teğet geçmek istemiyorum,çünkü benim yüküm var.teğet geçince elektrikleniyorum.bilmiyorum ben ne zaman mutlu olacağım? feyza'yla bunu konuştuk demin.biz ne zaman mutlu olacağız? sonsuzda! çalışmam lazım.mutlu olmak için çaba sarfediyorum.
mutlu olmk için her sabah uzuunca kahvaltı ediyorum,cicilerimi giyinip okula gidiyorum.
mutlu olmak için vapura ağaçlı yoldan gidiyorum,otantik evlerin arasından...temiz hava soluyarak...
mutlu olmak için vapurda dışarıda oturuyorum.martıları izliyorum ve balıkçıları.köprüden her sabah -en az bir tane- yük gemisinin geçişini izliyorum.uzaktan geminin direkleri boğaz köprüsüne çarpacakmış gibi görünüyor ya o zaman atraksiyonlu senaryolar kurguluyorum.işte çarptı!alarm verilsin!mürettebat acil durum!!
sonra mutlu olmak için 30M sırasında kimseyle tartışmıyoum-her sabah mutlaka birileri tartışır da-
sonra okulda mutlu olmak istediğim için mutlu oluyorum, o yüzden geyik muhabbetleri seviyorum.
sonra aptal saptal şeylere gülüyorum.örnek ibb başvurusuna gelen yanıt:) neydi o ya"burs almaya hak kazanamadınız!" burs almaya hak kazanamadım,tamam.ama ordaki ünlem de neyin nesiydi öyle? mutlaka beni güldürmek için konulmuş olmalıydı.burs alamadıysam da güldüm mutlu oldum:):)
daha bir çok şey yaptım mutlu olmak için.
müzik dinlerdim mesela-artık zevk vermiyor ama-MP3 üm bozuldu çünkü.eğer müzik dinlemek isteyip MP3 üm bozuk olduğu içininleyemezsem mutsuz olurum.o yüzden zevk almamam lazım.ben böyle yetiştim işte,annem sağolsun.birşey elimde yoksa,elde edemeyeceksem ve mutsuz olacaksam,o zaman onu elde etmeyi istemem lazım,bana mutluluk getireceğini düşünmemem lazım.yoksa elimde göremezsem mutsuz olurum.güzel bir şey aslında.ama engellenmekten nefret ediyorum.özgürlük istiyorum.
ben sadece mutlu olmaya çalışıyorum.
mutlu olmak için birilerini seviyorum
mutlu olmak için avrupa yakası izliyorum
mutlu olmak için ders çalışıyorum
mutlu olmak için almanca öğrendim
mutlu olmak için fransızca öğreniyorum
farklılıkların mutluluğu getirdiğine inanıyorum.
bu yüzden farklı şeylere sahip olmak istedim.
farklı bir yabancı dil,farklı bir bölüm,farklı bir sevgili farklı bir hayat.
farklı olmak istiyorum
yanlış anlaşılmasın.göze çarpmadan,rahatsız olmadan ve kimseyi rahatsız etmeden.


sanırım ben mutlu olmak değil de mutlu etmek istiyorum,aslında ikisi de.birilerinin mutluluğu için çalışıyorum,bunun bana mutluluk getirceğine inanıyorum.ama görüyorum ki kimse mutlu değil.benim yaptıklarımı görmüyorlar.beni umutsuz eden de bu! ne annemin ne babamın umrundayım.hep onlar mutlu olsun istedim. ama bu sene gördüm ki onlar benden mutlu değil.yeter be! isyan edesim var.nefret ediyorum.kimseyi mutlu etmek istemiyorum.
ah ben mi? bunu yapamam.benim hala umuum var:)
ben çocukları mutlu edeceğim.kedileri mutlu edeceğim.afrikalı insanları mutlu edeceğim.fakirleri ve hastaları,öğrencileri..ben şehirleri mutlu edeceğim.binaları belki. tarihi mutlu edeceğim.insanlığı mutlu edeceğim.umudum var.pes etmek yok.yoksa hayatın anlamı nedir?

neden yaşar insan? bence bir alışveriş-birşeyler alırsın,sonra verirsin. birinden alır; başkasına verirsin-mutlu edersin; mutlu olursun.ben doğruyum.doğru yoldayım,inanıyorum.gene kafkamsı hissediyorum kendimi. insanlar yanlışsa bu benim suçum değil.yalnızsam doğru yolumda,bu yolumun yanlış olduğunu göstermez.doğru hep doğrudur.insanlar niye birbirlerinin mutluluğuna çalışmıyorlar? bu yanlış mı?kim benim mutluluğuma çalışıyor? gitmek istiyorum. gitmek.... alabiliğine uzaklara... yalnız kalmak istiyorum.kendi ayaklarım üstünde durmak.zor bir hayatla başa çıkmanın bana mutluluk vermesini istiyorum.
herkesten ve herşeyden çok korkuyorum. beni kim anlıyor? KİM BENİ ANLIYOR? en sevdiğim insan! beni anlıyor musun? beni en anlamayan insan sensin! o yüzden seviyorsun.

ben sadece uyumak istiyorum öylece.rahatlamak istiyorum.herşeyden uzak olmak istiyorum.beni bu kadar rahatsız eden ne bilmiyorum.hayat boş değil biliyorum.hayatı herkese herşeye-kendime rağmen- seviyorum

Posted at 5:30 pm by milenajesenska
Make a comment  

Sunday, October 08, 2006
başlıksız karışık bir yazı

uzuun zaman oldu bişiler karalamayalı.çoook şeyler yaşadım çoook.kafam pek bi karışıktı, hem başımda kavak yelleri.yazmaya vakit bulamadım,belki ne yazacağımı bilemedim,belki de yazmaya değmeyecek şeyler yaşadım. bilmem ki...
çok şey anlatmak isteyip de hiç birşey anlatamamak diye şu an yaşadığıma derlermiş.



oğuz atay'ı çok severim.bir de stefan zweig'ı. hayran kalırım okurken her cümlesine, cümlelerinin dizilişine...hele stefan zweig'ı almancasından okumak ayrı bir zevk verir.bir de söylemeye bile artık gerek duymadığım iyice sahiplenip "kafkam" yazmak istediğim kafka vardır. kafkam yazamayışımın sebebi de utancımdır,hiç ona layık yazamamışımdır,sonra tüm eserlerini okumamışımdır,bazen de anlayamamışımdır.kafkam demek isteyişimin sebebi de yazmak isteyip de yazamadığım satırları onun karalamış olmasıdır,ince zekasıdır,ruhunun zerafetidir,onda kendimden birşeyler bulmamdır.kendimi en ezik hissettiğim dünyadaki tek eziğin ben olmadığını göstermesidir ve daha bir sürü şey...
bu üç yazarın da en çok sevdiğim özelliklerinden biri kafalarının karışık olmasıdır.ve öyle güzel yazarlar ki,öyle muhteşem,sen görürsün,bu adamın kafası karışık,tüm çıplaklığıyla ortadadır. mesela benim kafam karışık olduğunda,aklımdan milyonlar kelime bi anda o yana bu yana koşuştuğunda ben koşuşan kelimelere bakarım, tepemdedirler ve sıçrarım alabildiğimi alırım.sonuçta öyle bi yazı çıkar ki kimse demez."aa bu kızın kafası karışık" derler ki" bu kız şaçmalamış" .yazamam velhasıl onlar gibi,olamam da benim gözümden gelen hayranlıkla okumaktır, kalbimden gelen de sevmektir,başka da bişey yok!

şimdi şöyle değişimimden bahsedeyim.yeni insanlar yeni düşüncelere yelken açmakmış,bunu ilk defa bu kadar çıplak gördüm.teşekkür etmem gereken ismi burda yadetsem ne fayda, türkçe bilmiyor.hayatımda ilk defa kendimden bu kadar farklı birini tanıdım.hayran oldum diyemem,bi şekilde birleşti yollarımız,ve ben bir egsiztansiyalist özentisi,ilk defa kaderin kendi elimde olmadığını böylesi net bir şekilde gördüm.diyordum ki hayata bir kez geldim,ve hayat hatalar yapılıp tecrübe edilcek kadar uzun değil, haklıydım belki,maceralarım iki boyutu aşmadı o yüzden,okuduğum kitap sayfalarının arasında kaldı,kapağı kapatınca oyun bitti.hayat bu değilmiş gördüm-en azından birileri için.tam zıttımda düşünen birileri varmış, yada karşı sokakta oturan.bazıları kitap okur bazıları kitap yaşarmış onu gördüm.ben okuyanlardanım işte,tanıdığım insansa yaşayanlardan.ah ne farklı ne tatlı.hayran değilim,yaptıklarına özenmiyorum, aynı şeyleri yaşamak da istemiyorum-ki bu beni aşar-sadece yollarımız birleşti, farkında olmadan bana birçok şey gösterdi,söylemek istediğim,içimden hissettiğim tek ve birtek şey ki onu çok seviyorum!hiç sanmazdım ki bir insan hayatımı değiştirsin, tarzımı, düşüncelerimi,herşeyimi...dünyamı yıktın be,çocuk dünyamı.yeni bir dünyaya adım atmak çok zor.ben bunun için çok küçüğüm ve yardımına ihtiyacım var.beni yalnız bırakmayacağını biliyorum.ve seni seviyorum.

aklımdan geçenleri yazamadığım bir yazı daha sunuyorum kendime.ne zaman ne zaman yazacağım adam gibi şöyle??:(

Posted at 11:02 pm by milenajesenska
 

Saturday, June 24, 2006
boşşş

bir tatil gününde sıkıcı melankolik bunalımlı şahsiyet eline kalemi almak ister,canı sıkılmaktadır efem,okul bitmiştir ve artık ele kalem alınmama sözü verilmiştir bi kere-en azından bi süreliğine-bu şahsiyet durar mı,ihtiyaç bi kere... kurtuluş; blogtur efem okunur mu okunmaz mı bilinmez ama şahsiyet yazar ve bu onun için kusmaktır; içindekileri dökmek amaç sadece buysa...
msn'de nickim; "hayat doluyum ama hayat boş olduğu için ben de boşum" efem.doğruuğu tartışılmaz efem cidden hayat boş! hayat dolu olsan ne yazar hayat boşken?
işte bunu düşünmekteyim bu aralar bolca sıkılmakta, yapacak iş bulamamakta.okul da bitti,gitmesem bi daha hiç görmemeyeceğim demek.güzel lise hayatım sona erdi.Almanca maceram sonra başarısız bir başarıyla sonuçlandı,sprachdiplomum yok ama başka bi diplomum var:(olsun lise 1 yazındaki almanya maceram da çok güzeldi.dünyanın her bir yanından kimin arkadaşı var şimdi:) benim :)çok özledim afrikalılarımı ve de brezilyalıları ne sıcak bi temmuz du,ömrümün en güzel doğum günü sonra.en komiği rock'n roll cafedeki"hamburger yeme rituelleri"ydi ne süperdi yaa reiseleiter jan hamburgeri bıçakla kesip çatalla yemişti ne gülmüştük iki türk!!! buna gülünmez mi Allah aşkına he hahaha.yoksa hamburger hep öyle yeniyodu da bize mi öğretmemiştiler????bilmem ama gülmüştük,acaba biz ellerimizle yerken jan ve kız arkadaşı da bize gülmüşler miydi? orasını bilmem biz pek eğlenmiştik hatta fotoğraflarını bile çekmiştik:)bakıp bakıp gülmek için:) pek hoştu.ve asosyallikten bi nebze olsun uzaklaştırmıştı beni efem.hatta ordaki en sosyal tip bendim ve en bücürük,88li çok az insandan biriydim.bu da diğerlerine göre daha bi dinamik,her zaman her yerde olabilitesi mümkün tip sunuyordu insanlara.güzel bişiydi velhasıl herkesin seni tanıması,yemek yerken seni-özellikle seni- masasına davet etmesi.domuz etli berbat kokulu çorbayı içmek yerine ekmek arası harribo yemesi(gerçekten güzeldi tavsiye ederim), beethoven'ın ziyaretçi defterinde iki satır karalamış olman,doğum günün olduğunu duyunca hiç tanımadığın insanların güzel dilekleri senin için ve küçük hediyeleri,sonra normal hayatında selamını dahi alamayacağın tiplerle can-ciğer-kuzu-sarması olman hatta geceleri birlikte geçirmen.sonra müze gezileri vardı bir,kültür kusuyodun gün bitince,ayağında sızı!ahh kölner dom!!!ilk resmini görmüştüm.hayal bile etmeye çekinmiştim,gözümde öyle büyüktü yani,ve bi baktım ki kölner domun karşısındayım!ve kadere karşı duyduğum şüphelerim silindi birden,kader olmasaydı,ben orayı mutlaka birgün görmek istememiştim ki,hayalini bile kurmaya çekinmişken birden karşına alman kaderin işi değil de neydi? işte böyleydi geçti çabucak günler ve son gün final englischen park!!!en içten gözyaşlarım,en içten kahkahalarım, en içten duyduğum ne varsa orda duydum,imkansız aufwiedersehen dileklerimiz gözlerimiz yaşlı boğazımızda hıçkırıklarım düğümlendiğinde işte sahip olduğum en güzel hediyeyi mustafanın eline tutuşturdum güneş batıyordu ve gitmek gerekti son saniyeler birlikte ve ayrıldık işte. son görüşümdü orda kanadalıları ve mustafayı ve amminayı ve nicelerini.gerçek dost olabilitesi mümkün insanların senden bu kadar uzak yaşaması niye? ve afrika rüyam başladı o günlerde.hala sürmekte.halim vaktim yerinde olursa ve elimde imkan olursa hiç düşünmeden ve arkama bakmadan gideceğim afrikaya orda tanıdıklarımın etkisi olmuştur mutlaka gabrielin mustafanın becaye'ın ama onlar için değil sadece gerçekten sevdim,onların yüzünde afrikayı gördüm ve afrikayı sevdim işte... oraya ait olmak istedim,onlardan daha siyah olmak kalbimin onlarınkinden daha temiz olmasını istedim,onlar gibi melek olmak istedim hala daha isterim.bi gün olacak inşallah bunu hissedebiliorum. mutlaka birgün....
geçti işte gitti.geçmiş geri gelir mi.böyle can sıkıldıkça ağızda gevelenir,iyice yaşlandıkça da insanlara kabak tadı verir.şu an hala canlı anılar tazelendikçe böyle daha bi canlanırlar.
işte lise hayatım da lisedeki en güzel ayım da bitti.

bi miladımız var ortak tüm lise son ve hafta içi öğrencilerinin:) sınavdan öncesi sınavdan sonrası diye.işte sınavdan önce olsa sınav bitti dertler bitti olurdu.şimdi sınavdan sonradayız ama pek de öyle değilmiş efendim.çok sıkıcı koşmaya alışmıştım ben bi hedefimin olmasına amaçsızca hedefe doğru koşmaya,bişiler gevelemek bana göre değilmiş efendim sıkıldım gene ben hem özledim çok sizi çok seviyorum efem.siz de beni sevin efem

Posted at 2:47 pm by milenajesenska
 

Wednesday, February 15, 2006
ACI

Acı çekiyorum

Çok acı çekiyorum.
Saçımdan tutup başımı rendeliyorlarmışcasına
Acı çekiyorum.
Gözlerimi oyuyorlarmışcasına
Acı çekiyorum.
Dişlerimi sökerlermişcesine
Acı çekiyorum.
Kulağımı iğneliyorlarmışcasına
Acı çekiyorum.
Elektrik veriyorlarmışcasına
Acı çekiyorum ve titriyorum.
Tırnaklarımı çekiyorlarmışcasına
Acı çekiyorum ve bağırmak istiyorum;
Acımı kusmak için.
Kim duyacak beni?
Ben, Banu, annem, babam. Çok çok üst katta oturan amcam, yengem, alt katta oturan kiracılarımız... Onlar duysa ne yazar, "DUR" diyecekler mi işkenceye; acımı dindirecekler mi? Hasan dayım, Hüseyin amcam kurtulacaklar mı işkenceden? Duyup da sesimi elektrik vermeyi kesecekler mi psikopatlar? Ah orda olsaydım. Giysi verirdim amcalarıma, dayılarıma. Siyah pantolon, bembeyaz tertemiz gömlek; kalpleri gibi, belki yeşil bir yelek ve sarık ya da takke, yakışan ne varsa, gururla onurla, insanca ne taşıyacaklarsa üzerlerinde. Çıplaklık kötü birşey -insanın kendi kontrolü dışındaysa-, hatta hayvanca. Nasıl bağladılar sizi zincirlerle canlarım kardeşlerim? Ya ben n'aptım sizin için?
I I O /'''''''')
I I I /
I____I I (
I I I \
I I I \,,,,,,)
O
Ne kötü birşey, ne acı verici! Elimden birşey gelmiyor diyemem, gelmeli artık. Dayanamam; kıyamam size ben. Bakmaya kıyamazken, secdedeki başlarınıza, ne yapıyorlar onlar? Amcam dayanamıyor musun artık, vuruyorsun başını duvara?
Mana veremiyorum, mantık göremiyorum, insanlık kaybolmuş bulamıyorum. Normal bulan var mı olanları cevap versin Allah aşkına? Gözünüzü çevirirseniz batıya; doğuda olanları göremezsiniz. Elinizi vicdanınıza koyun "Kalbim kaldırmaz" deyip atmayın bir tarafa. Baksanız da bakmasanız da komşunuz ölüyor yanı başınızda, gözünüzü başka tarafa çevirmeniz olanı değiştirmiyor, sizi daha duyarsız yapıyor hayata.
Orada ADALET yok. Orada ÖZGÜRLÜK yok. Orada EŞİTLİK yok. Orada İNSANLIK yok.

Eskiden herkesi, herşeyi ayırım yapmadan severdim, kötü şeylerdense uzak durmakla yetinirdim.
Hayvanları hala severim. Ama hayvanları insanlardan daha çok seven insanlardan artık nefret edeceğim. Hayvan haklarını ölesiye savunan bu insanlar, aynı ateşliliği neden insan haklarında göstermiyorlar? AİHM den bahsetmiyorum bile, o ancak insanların haklarını hiçe sayıp öldüren insanların hakkını savunur(bkz:Öcalan).
"Komşusu açken tok yatan bizden değildir." der Hz. Muhammed(SAV). Bunu da her "Müslümanım" diyen bilir. Nerede bizim müslümanlığımız? Karnımızı -müslüman kalarak- doyurabilmek için önce komşumuzu doyurmamız gerektiğinin ne zaman farkına varacağız? Ne zaman farkına varacak İran, Arabistan, Suriye?
Olay Müslüman-Hristiyan savaşı değil, çıkar savaşı falan da değil, bir kere savaş da değil. İstila, katliam, soykırım ve aklınıza başka haksızca yapılan ne geliyorsa o.
Canınız acımıyor mu Tanrı aşkına? Müslüman, Hristiyan, Yahudi, budist, ateist ne farkeder? Canınız acımıyor mu bakınca? Hiç bakmadınız mı yoksa? Hiç mi demediniz "Yeter" diye? Şu koca dünyada hiç mi yürek kalmadı? Yürek ister çünkü akıl, eyleme geçmek için, yürek ister beden, cesaret, vicdan, insanlık. Haklının yanında, haksızın karşısında, iyinin dostu, kötünün düşmanı söylemleriyle dolaşıyordunuz bir zamanlar, "yaşamak için yaşatmak gerek"... ve daha binlercesi, hatırlatayım mı daha; yeter mi yoksa? Niye öldürüyorsunuz kardeşlerimi? Niye tecavüz ediyorsunuz ablalarıma? Canımı yakmayın artık n'olur. Rüyalarım kana bulanmasın, yeşil bırakın, kırmızıdan nefret ediyorum, ettirmeyin, ettirmeyin ki gelincikler açsın çimlerimin üstünde, gelincik çizemem hayalimde bu durumda.
'Hayat Güzeldir' filminde zırıl zırıl ağlamıştım, 'Piyanist'te ve daha nicesinde.Haklının yanında haksızın karşısında: Yahudiler haklıydı; Hitler haksız. Beraber lanetledik Hitler'i Yahudilerle.İşe bak! O zamanlarda insanlık, özgürlük, eşitlik, adalet namına ne varsa yazdılar çizdiler. Şimdi n'oldu? Aynı millet fazlasını yapmıyor mu müslümanlara?İçimi acıtmayın n'olur. Ben size insan diyemem bundan sonra. N'aptığınızın farkında mısınız? Nasıl bakabiliyorsunuz yaptıklarınıza? Sadist misiniz, zevk mi alıyorsunuz? O zaman siz kaçıksınız. İnsanca yaşamaya hakkınız yok bence. Yaşamayın canımı acıtıyorsunuz.




Akşam Haberleri sonrası yazılmış bir yazıdır, izleyen bilir...Gerek Irak'ta, gerek Filistin'de o insanlar o acıyı çektikçe, ben de acı çekeceğim... Artık başkalarının hak ve özgürlüklerini kısıtlayan herkesten nefret edeceğim, yaşadığım emperyelist dünyayı sevmeyeceğim


Posted at 8:24 pm by milenajesenska
Make a comment  

Monday, January 09, 2006
2006...


Kırdım mı incittim mi birilerini?
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Dağınık yatağım, mutsuz yatağım
Çoğalttım mı eksiklerimi?
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Ödünç aldığım kitapları geri verdim mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hala sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
Ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
Hançer kıvamındaki o karamizah tadını
Şimdi oturup uzun bir hasretlik mektubu yazmalıyım Yavuz'a
Sonra köşe başından bir demet çiçek alıp öyle başlamalıyım
akşama
Yeni bir yıla
Ama nedense herşeyin tadı dağılıyor ağzımda
Bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında
Aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta ..

Murathan Mungan

Posted at 9:03 am by milenajesenska
Make a comment  

günlük

Aklıma aceleyle kolu için şırınga hazırlayan kızın sahnesi geliyor.Hortumu
şırıngayı,o lanet zehri titrek elleriyle tutuşu.Şimdi öyle oldum. Ağlarken aklıma geldi.Defteri, kalemi o kızın tutkusuyla aradım,ellerim titredi,bulamayınca daha bir çaresiz ağladım.Yazmak
istediğim tek şey "NEFESİM YAŞAMAMA YETMİYOR"
...
Deyip bitirmek isterdim bu yazıyı.Çok etkileyici olurdu.Hatta bu yazıyı
yazdıktan sonra gelen ölümüm bu cümleyi daha değerli kılardı.Ama hırslı
canım bu dünyada daha çok kalacağa benziyor.Ama bedenim tükendi.Dediğim
gibi nefes yettiremiyorum.Ne zaman, ne zaman rahat nefes alacağım;tasasız?Havanın hepsini birden tüketmek istercesine almaya çalışırsam içime;dolmaz tabi akciğerlerim.N'oldu bana gene?Birçok şey yazmak isterken,hiçbir şey istememeyi aynı anda nasıl başarabiliyorum? İstemiyorum;çünkü okunmasını istemiyorum,istiyorum;çünkü içimde yer kaplıyorlar ve belki bu yüzden yeteri kadar nefes alamıyorumdur.En iyisi hayal kurmak...Uzakta olsam...Çok uzakta daha önce hiç görmediğim bir yerde.Kimse olmasa tanıdıklarımdan.Herkes yeni olsa,yeni ve iyi.Melek olsam,iyilik yapsam,gülse insanlar bana,beni sevdiklerini söylese;mutlu olurum.Kedi olsam,kendimin önüne gelirdim ve kendimi sevdirirdim.Çünkü hiçbir kedi sevdirmedi bana kendini doğru-dürüst.Hayatımda dokunduğum her kedi uzaklaştı benden.Böylece kedi olup,kendimi sevindirirdim.Ne mutlu olurdum ama benden kaçmayan bir kedim olsa...
Aptal kedi!Benden kaçmasaydın o zaman gözün kapanıp kör kalmazdın. Antibiyotikle
iyileştirecektik seni,veterinerle görüşmüştüm.Sen n'aptın?Kaçtın!Gözün
kapandı,kör oldun.Sonra da arabanın altında kalıp öldün.Aptal, yaşayacaktın ne güzel, okşardım seni,gri-güzel tüylerini.Bok vardı kaçtın benden!Ne yaptım sana? Balıkları mı beğenmedin?Kalkan mı beklerdin palamut yerine?Sana öğretmediler mi seni sevenleri sev
diye,ben seni sevmedim mi?insanlar gibisin sen deSevenini özellikle sevmezsin.Arabadaki seni benden daha çok seviyordu; o yüzden atladın önüne!Salaksın işte.Tıpkı insanlar gibi.

Kedi mevzuunu geçiyorum.Çocuk mu olsaydım acaba?ben çocukken de mutsuzdum galiba. Garip şeyler hatırlıyorum,kızlarla geçinemediğimi,Aysel'e nefretimi-ilkokul
öğretmenim-,aptallıklarımı.Sahip olduğum en güzel şey Alişimdi.Aliş kim mi?Benim palyaçom.alişi çok seviyoum.Hep seveceğim varlıklardan biridir Aliş.Cansız olduğuna bakma.Huzur bulurum sarıldım mı ona.Çocukken de
öyleydi,şimdi de öyle.Sarılıp ağlardım.İçimden bir sürü düşünce geçerdi sarılırken,ve sanki o hepsini dinliyormuş hissine kapılırdım.Tepki vermediği için severim Alişi,bir de palyaço olduğu için.Bu kadar akıllı olmasaydım-belki de bunun yerine "bu kadar aptal olmasaydım " demem daha doğru olurdu-büyüyünce palyaço olmayı isterdim.Ben mutsuz olsam da salt insanların mutluluğu bana mutluluk verirdi.Çocuklar güldükçe ben de gülerdim.Alişe olan sevgim ilk gün neyse,bugün de odur.Herhalde yatağımda ondan başka biri olmadıkça bu böyle sürüp gidecekÇocuk olmak istemiyorum.Ama çocukça olmak isterdim.Belki de istediğim tek şey
şudur:Evet bunca aptal bir hayattan sonra yapmak istediğim tek şey masal dinlemek.Biri olsa...Kız değil erkek.Babam gibi,belki dedem-dedem olmasını yeğlerdim,çünkü hiç görmedim-,belki İhsan Oktay Anar,belki Marquez, herhangi bir erkek. Elinde kitap olsa,beni kucağına alsa ve bana masal anlatsa.Yumuşak bir sesle,tane tane,yavaş yavaş,diyalogları
canlandırarak...Hikaye öylesine güzel,öylesine uzun olsa,..hiç bitmese,uyumadan hep dinlesem...Son nefesimi böyle versem daha ne isterim?Ya da cennette böyle bir yaşam için neler vermem? Bilmem ki.Şu an cennet için pek birşey yaptığım yok.Yaptığım tek şey mutsuzluğuma ağlamak.Yazık bana diyorum.Schade!!!Şu masal hayalim güzel bir
hayal.Nefes alıp verdikçe,daha huzurlu bir nefes için ideal.Rahatlattı beni,keşke bir de gerçek olsa.Derdim mi kalı benim?En sevdiğim şarkı:
Bana bir masal anlat baba
Içinde bütün oyunlarım
Kurtla kuzu olsun şekerle bal
Bana bir masal anlat baba
Içinde denizle balıklar
Yagmurla kar olsun günesle ay
Anlatırken tut elimi
Uykuya dalıp gitsem bile
Bırakıp gitme sakın beni...

Bana babam hiç böyle masal anlatmadı.Belki de sorunun burdan kaynaklanıyordur. Yanında bu şarkıyı çok söyledim babamın.Ama büyümüştüm çoktan,belki büyük bir kıza masal anlatmaya çekindi babam.Anlatsaydı keşke ben dinlerdim çocukça,büyüdüğümü unuturdum.Bakmadan anlatsaydı sorun kalmazdı.O büyüklüğümü görmezdi,ben de masal dinlemiş olurdum.Ama ben hep okudum,hiç dinlemedim.Şimdi müzik dinlemek istiyorum.çünkü masal anlatacak kimsem yok,şarkıcıdan bolu da yok.Onlar söyle ben dinlerim.Gerisi masal zaten...
betül

Posted at 9:01 am by milenajesenska
Make a comment  

Next Page



milenajesenska
July 8th
Female
istanbul
   

<< February 2012 >>
Sun Mon Tue Wed Thu Fri Sat
 01 02 03 04
05 06 07 08 09 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29


If you want to be updated on this weblog Enter your email here:



rss feed